Çocuklarda davranış sorunları; sürekli karşı
gelme, saldırganlık, kuralları ihlal etme, aşırı inatçılık, yalan söyleme ya da
empati eksikliği gibi belirtilerle kendini gösterebilir. Uzmanlar bu tabloyu
kimi zaman “karşıt olma-karşı gelme bozukluğu” ya da “davranım bozukluğu”
başlıkları altında değerlendirir.
Ancak bir çocuğa etiket yapıştırmadan önce şu
soruyu sormamız gerekir:
Bu çocuk bize ne anlatmaya çalışıyor?
Çocuklar, yetişkinler gibi duygularını
kelimelerle ifade edemezler. İç dünyalarında yaşadıkları karmaşa çoğu zaman
davranışlarına yansır. Boşanma süreci, aile içi çatışmalar, aşırı baskıcı ya da
aşırı ilgisiz ebeveyn tutumları, akademik baskı, akran zorbalığı… Tüm bunlar
bir çocuğun içinde birikir ve davranış olarak dışarı taşar.
Bir çocuk düşünün…
Sürekli öfkeli. Kurallara uymuyor. Okulda sorun çıkarıyor. Kardeşine vuruyor.
Öğretmeniyle tartışıyor.
Çoğu zaman bu çocuk için kullanılan ilk kelime
şudur: “Yaramaz.”
Oysa belki de o çocuk, duyulmayan bir cümlenin
içinde yaşamaktadır.
Bir çocuğun davranışını düzeltmeye çalışırken
yalnızca sonucu hedef almak genellikle yeterli olmaz. Ceza vermek, bağırmak,
kıyaslamak ya da utandırmak kısa vadede baskı oluşturabilir; ancak uzun vadede
öfkeyi, kırgınlığı ve güvensizliği büyütür.
Unutulmamalıdır ki:
Çocuklar en çok zorlandıkları zamanlarda en çok desteğe ihtiyaç duyarlar.
Günlük yaşamdan bir örnek:
Öğretmen deftere not düşmüş:
“Ders boyunca yerinde durmadı. Arkadaşına vurdu. Uyarılara rağmen konuşmaya
devam etti.”
Anne akşam yorgun bir şekilde eve gelir, defteri
görür ve kaşlarını çatar:
“Sen neden böylesin?”
O çocuk o anda iki şeyi öğrenir:
Yine anlaşılmadığını.
Yine yalnız olduğunu.
Oysa kimse sormaz: Bu çocuk ne yaşıyor?
Toplum olarak çoğu zaman cezayı çözüm sanıyoruz.
Bağırmak, korkutmak, telefonu yasaklamak… Oysa davranışı bastırmak, duyguyu
ortadan kaldırmaz. Sadece içeriye hapseder. Ve bastırılan duygu, bir gün daha
güçlü bir öfke olarak geri dönebilir.
Asıl mesele şu:
Biz çocuğun davranışını mı düzeltmeye çalışıyoruz, yoksa çocuğun kendisini mi
anlamaya çalışıyoruz?
Hiçbir çocuk “sorunlu” doğmaz.
Ama her çocuk anlaşılmadığında yalnızlaşır.
Bir çocuk “problem çıkarıyorsa”, belki de
çözülmemiş bir problemin içindedir.
Belki de bir çocuğun hayatını değiştirecek cümle şudur:
“Belli ki bir şeyler seni çok zorluyor. Anlatmak
ister misin?”
Davranışı bastırmak yerine, davranışın
arkasındaki hikâyeyi duymaya hazır olmalıyız.
Ailelere Düşen Sorumluluklar
Tutarlılık:
Kurallar net ve istikrarlı olmalıdır. Bugün yasak olan yarın serbest
olmamalıdır.
Model olmak:
Çocuk söyleneni değil, gördüğünü öğrenir. Sakin bir yetişkin, sakin bir çocuk
yetiştirir.
Duyguyu davranıştan ayırmak:
“Bu davranış doğru değil” demek ile “Sen kötüsün” demek aynı şey değildir.
Profesyonel destek almak:
Davranışlar uzun süre devam ediyor ve çocuğun günlük yaşamını ciddi şekilde
etkiliyorsa bir uzmandan destek alınmalıdır.
Öğretmenler, aileler ve toplum olarak çocukları
yalnızca akademik başarı üzerinden değerlendirdiğimizde, onların duygusal
dünyasını ihmal edebiliyoruz. Oysa ruh sağlığı; matematik notu kadar, hatta
çoğu zaman daha da önemlidir.
Çünkü anlaşılmış bir çocuk, zaten öğrenmeye
hazırdır.
Paşa Ajans

.png)















































