mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mücadele etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2026 Cumartesi

BEŞİKTAŞ VE TÜRK BAYRAĞI: BİR SEMBOL DEĞİL, SESSİZ BİR MÜCADELE TARİHİ

Beşiktaş Jimnastik Kulübü, yalnızca bir spor kulübü değil, aynı zamanda kökleri Cumhuriyet’in kuruluş yıllarına uzanan bir mücadele ve vatanseverlik mirasının taşıyıcısıdır. Kulübün tarihindeki en güçlü sembollerden biri ise armasında yer alan Türk Bayrağıdır.

Kurtuluş Savaşı yıllarında Beşiktaşlı sporcuların bir kısmı cepheye gitmiş, kulüp binası ise farklı amaçlarla kullanılmıştır. Bu dönem, kulübün yalnızca sportif faaliyetlerle değil, ülkenin içinde bulunduğu zorlu süreçte aktif bir duruş sergilediği yıllar olarak hafızalara kazınmıştır. Bu fedakârlıklar, Beşiktaş’ın tarihine silinmez bir iz bırakmıştır.

Cumhuriyet’in ilanından sonraki ilk yıllarda, bu katkıların ve savaş dönemindeki duruşun bir karşılığı olarak Mustafa Kemal ATATÜRK’ ün emriyle Beşiktaş armasına Türk Bayrağı ekleme hakkı tanındı. Beşiktaş’a özel bir arma düzenlemesi yapıldı. Bu kapsamda kulüp armasına Türk Bayrağı eklenmesi, Beşiktaş’ın milli mücadeledeki rolünün bir simgesi olarak kabul edilmiştir. Bu durum, kulübü diğer spor kulüplerinden ayıran tarihî bir özellik olarak görülür.

Armadaki bu değişiklik yalnızca bir tasarım tercihi değil, aynı zamanda bir anlam taşımaktadır. Siyah-beyaz renklerin yanına eklenen kırmızı-beyaz Türk Bayrağı, bağımsızlık, birlik ve vatan sevgisinin sembolü haline gelmiştir. Armanın her detayı, o dönemin ruhunu ve verilen mücadelenin hatırasını yansıtır.

Mustafa Kemal Atatürk’ün spora ve gençliğe verdiği önem, bu tür sembolik değerlerin oluşumunda önemli bir yere sahiptir. Beşiktaş’ın Cumhuriyet’in ilk yıllarında taşıdığı rol, kulübün yalnızca sportif değil aynı zamanda toplumsal bir kimlik kazanmasına da katkı sağlamıştır.

Zaman içinde bu arma, Beşiktaş camiası için bir sembolden öte, bir aidiyet ve sorumluluk ifadesine dönüşmüştür. Tribünlerde dalgalanan her bayrak, yalnızca bir kulübü değil, aynı zamanda geçmişten gelen bir mücadele ruhunu temsil eder.

Bu nedenle “Neden sadece Beşiktaş armasında Türk Bayrağı var?” sorusu, aslında kulübün tarihsel anlatısına ve bu anlatının oluşturduğu algıya dayanır. Bu sembol, Beşiktaş’ın kendisini yalnızca bir spor kulübü olarak değil, tarihsel ve kültürel bir değer olarak konumlandırmasının bir parçasıdır.

Beşiktaş taraftarı için bu arma, kuşaktan kuşağa aktarılan bir mirastır. Her yeni nesil, bu sembolün yalnızca bir görsel olmadığını, arkasında bir tarih ve mücadele bulunduğunu öğrenerek büyür. Bu bilinç, kulübün kültürünün en güçlü unsurlarından biridir.

Siyahın hüznü, beyazın umudu ve kırmızının vatan sevgisiyle birleştiği bu kimlik, Beşiktaş’ı yalnızca bir futbol takımı olmaktan çıkararak daha geniş bir anlam alanına taşır. Her başarı, bu tarihsel ve sembolik yükle birlikte değerlendirilir.

Sonuç olarak Beşiktaş arması, yalnızca bir spor kulübünün logosu değil; fedakârlığın, vatan sevgisinin ve Cumhuriyet ile kurulan güçlü bağın bir ifadesidir. Bu nedenle Beşiktaşlılar için arma, geçmişten bugüne taşınan bir onur nişanıdır.

Arda ÇETİN

Uluslararası İlişkiler

Beykoz Eğitim ve Spor

Paşa Ajans

7 Mayıs 2020 Perşembe

OKULLAR AÇILINCA VİRÜSLE MÜCADELE VE KORUNMA TEDBİRLERİ

Korona Virüs salgını nedeni ile iki aydır devam eden yoğun önlemler, tatil edilen okullar, iş yerleri vs. zaman zaman sokağa çıkma yasakları derken, yavaş yavaş normalleşmeye dönülüyor. Ancak, toplumumuzun genelinde şöyle bir kanı oluşmamalıdır: bu virüs 3-4 aylığına Türkiye’ye tatile gelmiş ve Haziran-Temmuz aylarından sonra eşyalarını, bavulunu toplayıp gidecek ve her yer tertemiz olacak. Yok böyle bir şey. En azından aşı ya da tedavi ilacı bulunana kadar bu bulaşıcı salgın hastalık devam edecektir.
Covid-19 Virüsü ile ilgili olarak, Sağlık Bakanımız Sayın Dr. Fahrettin KOCA ve Bilim Kurulu üyeleri, sağlık ve tıp uzmanları sürecin başından beri toplumu bilgilendiriyorlar. Sağlık personellerimiz, doktorlarımız ve bilim insanlarımız, tedavilerle yakından ilgilenmekte olup, aşı ve ilaç bulmak için çalışmaktadırlar. Toplumun kalan diğer büyük kesimi ise hastalığın bulaşmaması, bulaşarak çoğalmaması için gereken her türlü tedbiri almak zorundadır. Virüsün bulaşıcılığı ile ilgili elimizde kesin olan bilgiler şunlardır:
Covid-19’un bulaşması damlacık şeklinde, insanlar konuşurken, öksürük ve hapşırıkla solunum salgılarını küçük sıvı damlacıklar halinde havaya yayıyor. Çok kısa süre havada kalan bu damlacıklar, nefes alış verişlerinde solunum yolu ile bulaşarak akciğerlere yerleşiyor ya da bu damlacıklar cansız yüzeylere düşerek, bir müddet daha bulaşıcı olarak kalabiliyor. Yüzeylerdeki bu damlacıklar etkisini yitirmeden bir insan ile temasa geçince canlanıyor ve aktifleşiyor.
Okullarımızın eylül ayında açılması gündemde. Milyonlarca öğrencimiz mart ayının 15’inden beri izole olarak evlerinde iken, kovanlarından bal toplamaya çıkan arılar gibi dağılarak, okullarımızda eğitim ve öğretime başlayacaklar. Bundan sonra alınacak önlemler ve tedbirler çok önemlidir. Aksi takdirde ikinci dalga denilen bulaşıcılık çok daha fazla ve tehlikeli olabilir.
Okulların açılacağı günden sonra uygulama pratiği ile ilgili önerilerim şunlardır. 1000 (bin) öğrencisi olan bir okul örneği ile devam edelim.
1. Açılış günü ve açılış töreni: Okul yönetimi tarafından, öğrenciler 4 ya da 5 gruba ayrılarak, 200 ya da 250 kişilik gruplar halinde, saat 10:00’da, 12:00’de, 14:00’de, 16:00’da ayrı ayrı toplanır, yerleşimler belirlenir, tören ile birlikte gerekli açıklamalar yapılır. Okul yönetimi konu ile ilgili bir hafta önceden velileri mesaj sistemi ile bilgilendirir.
2. Okullarımızda yapılan deprem, yangın, sivil savunma tatbikatları gibi, ilk hafta tamamen virüs tatbikatı yapılmalı. Okulun girişinden itibaren, sınıflarda, teneffüslerde, koridorlarda, bahçede, lavabolarda giriş çıkışların uygulamaları, sosyal mesafe, birbirleri ile ilgili temas ve malzeme alış verişi gibi okul içi hareketliliklerle ilgili bilgiler verilip, tatbikatları yapılmalı.
3. Bütün öğrencilerimizin, Korona çantası olması gerekir. Okula gelirken ve giderken yollarda, okul içinde, gerekecek malzemeler çantada olmalıdır. Aileler bu konuda hassas, dikkatli ve takipçi olmalıdır.
4. Bütün okullar ikiye bölünmelidir. Yani okulun yarısı sabah, yarısı öğlenci olmalıdır. Dolayısıyla ile sınıflarda ikiye bölünecek, her sınıfta 20 öğrenci sırası olduğundan, sınıflar 20 kişiden fazla olmamalıdır. Ve sıralarda çapraz bir şekilde oturma düzeni hazırlanmalıdır. Burada şöyle bir sorun ortaya çıkacaktır. Sabahçı ve öğlenci olarak sınıflar ikiye bölündüğü için okulun ders yükü ikiye katlanacak ve öğretmen sayısı da ikiye katlanacaktır. Böyle bir kritik dönemde öğretmenlerimize büyük özveri düşecektir. Bir öğretmen haftada en fazla 30 saate girmekte iken, bu sayı haftada 40 saate çıkarılırsa çözüm olabilir.(DYK kursu için, haftada girilen ders sayısının üstüne 40 saate kadar ders verilebiliyor) Ayrıca, İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri iyi bir planlama ve organizasyon ile okullar arası görevlendirmeler yapabilir.
5. Belediyeler tarafından tüm okulların girişlerine, koridorlarına, tuvaletlerine, bahçelerde belli bölümlerine öğrencilerin sık sık kullanabileceği dezenfektan cihazları konulmalıdır.
6. Beden Eğitimi ve Spor dersleri için, spor salonu ve soyunma odaları olan okullarımızda; soyunma odalarının alanına göre 4 ya da 5 kişilik gruplar halinde sıra ile kıyafet değiştirilmeli. Okulun fiziki durumuna göre uygun boş alanlar kullanılarak 2 kişiye indirilebilir. Spor salonu içinde ve spor salonu olmayıp bahçede yapılacak uygulama ve egzersizlerde solunum hızlanacağı için öğrencilerin aralarındaki mesafe ayarlanmalıdır. Çok fazla materyal kullanılmamalıdır. Kullanılacak top ya da toplar önceden dezenfekte edilmiş olmalı ve öğrenciler ders bitiminde ellerini iyice su ve sabun ile yıkadıktan sonra dezenfekte etmelidir. Öğrencilerin sağlıklı bir şekilde yönlendirilmesi Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenlerine düşmektedir. Bu tür uygulamaları çok dikkatli ve özveri ile yapacaklardır. Ayrıca konu ile ilgili İlçe Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından İlçedeki Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenlerine yönelik uygulamalı hizmet içi eğitim verilmelidir. Uygulamada daha sağlıklı çalışma alternatifleri çoğalacaktır.
Önlemler ve tedbirler ile ilgili konu başlıkları olarak ele aldım. Yaz döneminde yapılacak seminerlerde bu konuların ayrıntılı, uygulamalı, branş bazında genel olarak ve pratik yaparak ele alınması gerekir. Okullara yazı göndermek yeterli olmayabilir. Okul yönetimlerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Kâğıt üzerinde teorik olarak alınacak kararlar, tedbirler ve önlemler uygulama ve pratikte yeteri kadar uygulanamaz ise, işte o zaman bulaşıcılık konusunda büyük sıkıntılar doğar. Öğrencilerimiz yaşları itibarı ile bu virüsün taşıyıcılarıdır. Okuldan sonra evine gidecek öğrenci iyi bir taşıyıcı olduğundan, bir anda yayılma hızı yükselebilir. O nedenle okullarımızda alacağımız tedbirlerde ve önlemlerde aşırı dikkatli davranmamız gerekir.
Tüm toplumumuzu etkileyecek olan bu konuda, eğitim yöneticileri, öğretmenler, veliler, öğrenciler, diğer aile bireyleri ve toplumun tüm kesimleri ele ele vererek birlik ve beraberlik içersinde hareket edilmelidir. Zincirin bir halkası koparsa, her şey boşa gider.
Sağlıklı günlerde, Virüssüz ortamlarda, okulların bahçeleri, koridorları, merdivenleri, sınıfları neşe içinde cıvıl cıvıl çocuklarımızın sesleri ile dolsun…  
Ercan ÇETİN
Eğitimci Yazar
İSBEDER Derneği Yönetim Kurulu Başkan yrd.
TUBEDEF Federasyonu Yönetim Kurulu Üyesi